opti.glass

2 dakika okuma

Dokuz dilde çalışan bir atölye ekranı

Arayüzü çevirmek yazıları değiştirmekle bitmiyor; ölçü, rakam ve yazı yönü de değişiyor. Atölyede karşılığı olan kısma bakıyoruz.

Bir yazılımı başka bir dile taşımak ilk bakışta etiketleri çevirmek gibi görünüyor. Atölyede ise iş orada başlıyor bile denemez. Ekranda okunan şey çoğunlukla bir sözcük değil bir ölçü: genişlik, yükseklik, kalınlık, adet. Bu sayıların nasıl yazıldığı dilden dile değişiyor ve yanlış yazılan bir ölçü, yanlış çevrilen bir menü başlığından çok daha pahalı. Bu yüzden çok dilli çalışmak bir sözlük meselesi olmaktan çıkıp bir doğruluk meselesine dönüşüyor.

Arayüz dokuz dilde çalışıyor: Türkçe, İngilizce, Almanca, Felemenkçe, İspanyolca, Lehçe, Portekizce, Arapça ve Farsça. Son ikisi sağdan sola yazılıyor ve bu yalnızca metnin hizasını değiştirmiyor; tablo sütunlarının sırası, kenar boşlukları ve simge yönleri de değişiyor. Yazı yönünü sonradan eklenen bir ayar gibi düşünmek, o dillerde ekranın yarısının ters durması demek. Bu yüzden yön, dilin kendisiyle birlikte taşınan bir bilgi olarak tutuluyor.

Rakamlar ayrı bir başlık. Arapça ve Farsçada rakamlar Latin biçimiyle yazılıyor, çünkü tezgâha giden bir ölçüde Hint-Arap rakamı okunmuyor. Operatör o an bir metin okumuyor, bir sayı okuyor ve o sayıyı camın üzerine aktarıyor. Alışık olmadığı bir rakam biçimi tereddüt üretiyor, tereddüt de hata üretiyor. Böyle bir kararın bir kez alınıp her ekrana uygulanması, dokuz dilde aynı davranışı güvence altına alıyor.

Cam adları ise çevrilmiyor, üretiliyor. Hazır katalog yetmiş binden fazla kayıt içeriyor ve bunların her birini altı dile elle çevirmek mümkün değil. Bunun yerine adın parçaları ayrı ayrı duruyor: kalınlık, tür, renk. Görünen ad bu parçalardan dile göre kuruluyor. Yani ad bir cümle değil, bir dilbilgisi. Kuralı bir kez yazmak, onbinlerce kaydı çevirmenin yerini alıyor ve yeni bir kayıt eklendiğinde çeviri işi de kendiliğinden hallediliyor.

Belgeler tarafında dil, ekranın dilinden bağımsız. Teklif ya da sipariş belgesi alıcının diline göre üretiliyor; atölye Türkçe çalışırken Almanya'ya giden belge Almanca çıkıyor. Bu ayrım küçük görünüyor ama ihracat yapan bir işletme için işin kendisi. Karşı tarafın okuyamadığı bir belge, gönderilmemiş bir belgeyle aynı sonucu veriyor ve genellikle bir yazışma turu daha açıyor.

Dokuz dili aynı seviyede tutmak ise elle takip edilebilecek bir iş değil. Bir ekran eklendiğinde ona ait metnin dokuz dilde de bulunması gerekiyor; biri eksik kaldığında o dilde ekranda ham bir anahtar görünüyor ya da metin sessizce Türkçeye düşüyor. Bunu gözle denetlemek mümkün olmadığı için eksik ve fazla anahtarlar, yer tutucu uyuşmazlıkları ve çoğul biçimleri her değişiklikte makineyle karşılaştırılıyor. Eksik bir çeviri bir hata olarak dönüyor, bir sürpriz olarak değil.

Çok dilli çalışmanın asıl faydası ise ekip tarafında görünüyor. Aynı kayda bakan iki kişi farklı dillerde çalışabiliyor ve aralarında bir çeviri adımı olmuyor, çünkü çevrilen şey kayıt değil görünüm. Kaydın kendisi tek; okunuşu kişiye göre değişiyor. Bu da yeni katılan birinin kendi dilinde başlayıp aynı veriyi görmesi demek.